Geştalt Yaklaşımında Diyalog İlişkisi
Uzm. Psk. Tuğba Ayaz Başımoğlu

Geştalt Yaklaşımında Diyalog İlişkisi

Uzm. Psk. Tuğba Ayaz Başımoğlu

İlişkilerin hepimizin hayatında oldukça önemli bir yeri vardır. Çünkü büyümek ve kendimizi tanımak için diğerlerinin tanıklıklarına ihtiyaç duyarız. Hayatımız boyunca pek çok insanla karşılaşırız ve bu insanların her biri bizi bir şekilde etkileyip yaşamımızda iz bırakır. Bu “iz”ler sayesinde kendimizle ilgili yeni şeyler öğreniriz ve bunları özümsediğimiz, içselleştirdiğimiz sürece de gelişir, büyürüz. Başka bir deyişle bizler kendi varlığımızı ancak bu ilişkiler içinde inşa eder ve kim olduğumuzu keşfederiz.

Bu kadar yaşamsal değeri olan ilişkiler terapi açısından da oldukça önemlidir. Psikoterapi literatürü de ilişkinin özellikle de terapist danışan ilişkisinin iyileşme sürecinde oldukça önemli bir yere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Her yaklaşım terapistle danışan arasındaki ilişkinin önemli olduğunu vurgulamanın yanı sıra bu ilişkinin nasıl bir niteliğinin olması gerektiğini kendi kuramsal çerçevesi içinde tanımlamıştır. Kişinin kendisini tanımasına, büyümesine ve bütünleşmesine yardımcı olan Geştalt yaklaşımı da terapist danışan ilişkisine oldukça önem vermiş ve terapist-danışan ilişkisini transferans kavramından diyalog kavramına doğru taşımıştır.

Genel tanımıyla diyalog ilişkisini tanımlarsak iki kişi arasında geçen sıradan konuşmanın ötesinde varoluşsal etkileşime dayanan bir konuşma olarak tanımlayabiliriz. Diyalog ilişkisi Geştalt yaklaşımında iyileşmenin temel koşuludur. Çünkü Geştalt yaklaşımında değişimin ancak kişinin varoluşunun, özgünlüğünün kabul edildiği, hiyerarşik olmayan ve insan insana bir ilişki içinde gerçekleşebileceği kabul edilir. Ayrıca kişinin varoluşunu olduğu gibi kabul etmek aslında sadece değişmek isteyen tarafını değil, değişmek istemeyen tarafını da kabul etmek anlamına gelir. Çünkü kişi terapiye değişmek isteyen tarafıyla olduğu kadar, değişime dirençli tarafıyla da birlikte gelir. Kişinin bu farklı kutuplarının farkına varması ve bunları bütünleştirmesi de ancak terapistin danışanın her iki tarafıyla ilişki kurması ve bunları uzlaştırmaya çalışması ile mümkündür. Kişinin diyalog ilişkisi içinde olduğu gibi anlaşılması ve kabul edilmesi kişinin kendi potansiyelini, seçeneklerini keşfetmesi için önemlidir. Geştalt terapisinde terapist danışana öneri veren, akıl veren ya da neyi nasıl yapması gerektiğini söyleyen konumda olmadığı için terapi sırasında kurulan diyalog ilişkisiyle kişinin yaşamının sorumluluğunu üstlenerek kendisi için en iyi seçimleri yapabileceği düşünülür.

Geştalt yaklaşımında temel amaç, kişinin kendisiyle ve içinde bulunduğu durumla ilgili farkındalığı artırmaktır. Ancak farkındalık kavramı diyalog ilişkisinden bağımsız değildir. Geştalt yaklaşımına göre varlığı yargılanmadan kabul gören kişi kendisini yargılamadan, değişmeye zorlamadan içinde bulunduğu koşullara ve o anki deneyimine odaklanabilmeyi öğrenebilir. Danışanın değişebilmesi için öncelikle içinde bulunduğu durumu olduğu gibi kabul etmesi önemlidir. Çünkü Geştalt yaklaşımına göre paradoksal olarak kişinin değişebilmesi için önce o anki varoluşunu kabul etmesi gerekir. Değişim ancak kişinin bulunduğu durumu kabullenmesi ile gerçekleşebilir. Bu noktada da terapistin danışanla kurduğu diyalog ilişkisi danışanın o anki durumunu kabul etmesi ve kendine özgü varoluşunu keşfetmesi için bir zemin hazırlar.  O anki varoluşunun gerçekliğini kabul ettiği sürece kişi farkındalığını artırabilir ve değişim için farklı seçeneklerinin olduğunu keşfedebilir. Ancak gerçek bir diyalog ilişkisinin olması için sınırların da net olması gerekir. Çünkü gerçek bir diyalog ancak birbirinden ayrı ve bağımsız iki kişi arasında kurulabilir. Sınırların belli olmadığı, dolayısıyla kişinin kendi varoluşsal alanının sınırlarının net olmadığı bir durumda her iki tarafın birbirinin fenomonolojisini anlayarak kabul ettiği bir yaşantı gerçekleşemez.

Geştalt yaklaşımında diyalog kavramı kendisi de varoluşçu olan Martin Buber’den etkilenerek geliştirilmiştir. Buber’e göre diyalog ilişkisi her iki tarafın kendi özgün varoluşunu olduğu gibi ortaya koyduğu, ancak diğerini etkileme çabası içine girmeden her iki tarafın birbirinin özgünlüğünü kabul ettiği bir ilişkidir. Büyümek ve gelişmek için de diğerine yani Ben-Sen ilişkisi kurmaya ihtiyaç duyarız. Ben-Sen ilişkisi iki insan arasındaki özel bir temas biçimidir ve her iki kişi de birbirinin farklılıklarını tam olarak fark eder. Buber’e göre Sen olmadan Ben de olamayacağı için kişinin diğeriyle gerçek, insan insana bir karşılaşma anı iyileşme sürecinin gerçekleşmesini mümkün kılar. Ben-Sen ilişkisinde her iki taraf birbirinin özgün varoluşunu onaylar. Yani karşı taraf bir bütün olarak onaylanır, kabul edilir. Ancak böyle bir ilişkide danışan kendisini gerçekten kabul edip ilişki dünyasını onarabilir. Ben-Sen ilişkisinde kişi bir taraftan karşısındakiyle bütünleşirken, diğer taraftan kendisi hakkında daha çok bilgi sahibi olur ve kendisi gibi olabilir. Bu nokta aslında Geştalt yaklaşımının terapötik ilişkiyi ele alırken diğer yaklaşımlardan farklılaştığı noktadır. Çünkü diğer yaklaşımlardan farklı olarak Geştalt terapisinde bir taraftan terapist teknik ve kuramsal bilgisini kullanırken, diğer taraftan da otorite konumunda olmadan, danışan tarafından etkilenmeye izin vererek ve insan olarak kendisini ortaya koyduğu bir ilişki kurar. Bu da terapistin terapist rolünün arkasına saklanmadan diyalog ilişkisini yaşayarak kendisini riske etmesi ve kendisini ortaya koyması anlamına gelir. Terapist nötr ya da otorite konumunda olmaktan çok otantik olduğunda, danışanın fenomonolojik dünyasını anlayıp kabul etmeye başlar ve danışanı da kendisini olduğu gibi ortaya koymaya davet eder. Diğer yaklaşımlardakinden farklı olarak Geştalt terapistinin danışanla ilişkisinde verdiği tepkiler üzerinde bir sınırlama yoktur. Yani Geştalt terapisti gülmekte, spontan tepkilerini ortaya koymakta özgürdür. Ancak bu terapistin aklına gelen her şeyi söylemesi ve diyalog ilişkisini bozacak her tepkiyi vermesi anlamına gelmez. Burada önemli olan nokta, danışanın sorunlarını paylaşırken terapistin insan insana kurduğu ilişki sayesinde gerçekten “dokunulduğunu” ve terapist tarafından “hissedildiğini” deneyimlemesidir. Geştalt yaklaşımında Ben-Sen ilişkisinin yanı sıra Ben-O ilişkisinden de bahsedilir. Ben-O ilişkisi, tasarlanmış belirli bir çerçevesi ve amacı olan bir ilişkidir. Bu ilişkide ilişkisel boyuttan çok amaç daha ön plandadır. Hayatta kalmak için Ben-O ilişkisine ihtiyacımız vardır. Bu ilişkide terapist danışanın sorununa yönelik nasıl bir yol izleyeceğini belirler. Bu ilişkiyi kurarken terapist kuramsal ve teknik bilgisini danışanın değişmesi amacıyla kullanır. Terapi sırasında terapistin Ben-Sen ve Ben-O ilişkisini uygun zamanda ve doğru şekilde sürekli kullanması gerekmektedir.

Danışan ve terapist arasında diyalog ilişkisinin kurulabilmesi için Buber terapistin bazı özelliklerinin olması gerektiğini söyler. Bunlar mevcudiyet, gerçek ve açık bir iletişim, dahil olma ve onaylamadır. Şimdi bu kavramları daha detaylı ele alalım.

 

 

Mevcudiyet

Kişi burada diğerini etkilemeye çalışmadan ya da kendilik imgesine göre varolmadan gerçekten orada bulunur. Ayrıca varlığını ortaya koyma, terapistin hem güçlü hem de güçsüz olduğunu kabul etmesini ve bunu etkileşime getirmesini de gerektirir. Terapistin iyileştirici bir gücü olsa da, danışanı değiştirme gücüne sahip değildir. Mevcudiyette terapist kendisini seans odasında ortaya çıkan etkileşime tam olarak dahil eder ve danışan tarafından etkilenmeye izin verir. Bu özelliğe sahip olmaya çalışan bir terapist gerçek ve otantik olmaya çalışır. Ancak terapistin kendisini ortaya koyması yalnızca yaratıcılık, kişisel tarz ve terapötik amaç ile sınırlıdır. Diğerini etkilemeye çalışmadan kişinin kendisini olduğu gibi ortaya koyabilmesi göründüğü kadar basit bir şey değildir. Çünkü bunun için terapistin de kendi zorluklarının ve çatışmalarının farkında olması gerekir. Bir terapist terapi odasına “iyi bir terapist olma” amacıyla girdiğinde sadece bu imaja hizmet etmeye ve danışanı etkilemeye odaklanır. Ancak böyle bir amaç da terapistin danışanla insan insana bir ilişki kurmasını güçleştirir.

Gerçek ve açık bir iletişim

Bu özellik terapistin açık ve gerçek bir iletişim kurması anlamına gelir. Ancak bu terapistin danışanla ilgili aklına gelen her şeyi ifade etmesi anlamına gelmez. Bu özelliğe sahip olmak terapistin danışanın farkındalığını artırmaya ve diyaloğun daha da güçlenmesine hizmet edecek şeyleri ifade etmesidir. Terapist gerçekten orada mevcut olursa ve samimi ve açık bir iletişim kurarsa terapist danışanı o kadar etkiler. İşte bu noktada da terapinin sanat tarafı devreye girer. Terapistin buradaki becerisi danışanın ihtiyaçlarına göre varlığını ortaya koymasıdır.

Katılım

Buber’e göre terapist diğerini hissetmelidir. Burada kastedilen terapistin tüm alanı algılaması, yani hem kendi ihtiyaçları ve duygularını hem de danışanın ihtiyaçlarını ve tepkilerini anlamasıdır. Terapist kendi söylediklerinin danışan üzerindeki etkisinin farkında olmalı, bu etkiyi anlamaya ve danışanla paylaşmaya istekli olmalıdır. Böylece terapist danışanın fenomonolojik dünyasını daha iyi keşfedebilir.

Onaylama 

Burada terapist danışanın dünyasına yargılamadan girer ve onun varoluşunu olduğu gibi kabul eder. Terapist, danışanda gördüğü her şeyi kabul ederek, danışanın terapiste duyduğu güveni geliştirir. Bu güven de danışanın değişimi ve süreçte ilerlemesi için gerekli koşulu sağlar. Ayrıca onaylama, terapistin danışanın öznel dünyasına yargılamadan dahil olurken, kendisinin de farkında olmasını gerektirir. Böylece ne yaparsa yapsın, ne düşünürse düşünsün terapist tarafından kabul edildiğini ve sevildiğini hissettiği bir ilişkide danışanın kendisini kabul etmesi ve kendisiyle ilgili farkındalıklar yaşaması mümkün olur.

Sonuç olarak, Geştalt terapisinde diyalog ilişkisi önemli bir yer tutar. Çünkü davranışları, düşünceleri ve yaşadıkları anlaşılan ve kabul gören bir kişi, anlaşıldığını ve değer gördüğünü hissettiği ölçüde kendi direncini ve farkında olmadığı taraflarını keşfederek değişebilir. Geştalt terapistinin de danışanın öznel dünyasını anlaması için bir taraftan kendisinin farkında olması ve kendisini ortaya koyması diğer taraftan da ben-sen ile ben-o ilişkisi arasında uygun şekilde geçişler yapması gerekmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir